'Ben ümmetim hakkında ne müminden korkarım ne de müşrikten;
müminin önünü imanı alır,
müşriki ise küfrü yok eder.
Ben sizler için konuşmasını bilen dilli münafıktan korkarım;
sizin bildiğinizi hoşlandığınızı söyler, ama sevmediğinizi yapar.'
Hz muhammet
Bihar'ul- Envar, c. 2, s. 110.
Uzun zamandır gündeme dair yazı
yazmamak adına büyük bir uğraş vermekteyim, Allah (cc) biliyor ki bu beni baya
hırpaladı. Ama sanırım birkaç şey yazmaz isem kendimi çok daha mutsuz ve sorumlu
hissedeceğim.
Devletin kumaşının milli
olmadığı ve kurumlarında bu uluslararası güç dengelerinin avucunda ucube bir
maskara olduğu konusunda kesin bir kanaatim var. Yazılarımızı diğer sitelerden
takip eden ülküdaşlarımız bu konudaki rengimizi bilmektedir. Rahle-i
tedrisatlarından geçtiğim büyüklerim sert bir şekilde ikaz etseler de halet-i
ruhiyemde henüz bir değişiklik olmadı. Fikir namustur, birilerini incitmemek
için hissetmediğimizi yazmak Allah (cc) huzurunda büyük vebal olur diye yine
aynı notadan devam edeceğim.
Devlet sırrı muhabbeti
Meselinin evveli ve ahirini
biraz aralayıp sonra konuya peşrev yapsak sanırım daha iyi olurdu ama giriş
kısmı için yapılacak açıklamalar ‘ Ergenekon-bop- diyalog’ birkaç makaleyi
kapsayacağı için ben izninizle direk yürüyelim diyorum.
Polis, savcı, vs devletin en
mahrem koridorlarına girmiş, devletin tüm sırlarını etrafa saçmış kozmik
dehlizleri tarumar etmiş, bunu yapan yaptıran da bizzat Tayyib’in kendiymiş.
Milli devlete düşman olduğu için de bu vesileyle intikam alıyormuş.
Başka cancağızım, başka! Sizi
sıkan ne? ‘Siz, çok milli zevat’ başka neyden şikayetçisiniz?
Askerin gururu kırılmış çeteci
gibi gösterilmiş!
Hımmm…
Şimdi biraz can acıtalım hazır
mısınız ?
Bu çok milli ve çok önemli
sırların sahibi olan kutsal mübarek ordu, bizim kalbimizdeki adıyla Asakir-i
Mansure-i Muhammediye ne kadar milli 1960 ihtilal ini yapan, 12 Eylül’le bizzat
dünyayı bize dar eden, 28 Şubat’la mümin avına çıkan, Urfa’da Resulullah’ın
doğum gününde ilahi söyleyen 7 - 8 yaşındaki kız çocuklarımızı militan diye
fişleyen ‘çevik’ zihniyet mi milli? Ya da dün ABD politikaları gereği gemimiz
ellerine verilmiş bize kan kustururken mi millilerdi?
Bu yukarıdaki satırları
cebinizin bir tarafına koyun sonra tekrar yürümeye devam edelim. Hesap ayrı
görülür, sen bırak ordunun ne kadar milli olduğunu bu son hadiseyi konuşalım
diyorsanız size yeniden bir soru sormama izin verin.
Tamam, ordu Mete’nin aziz
askeridir. Ben de hainim tamam. Şimdi yeni bir soru; bu kozmik komediyi teslim
ettiğimiz muhteremler nasıl olur da bu kadar hayati sırların olduğu odaya
‘hizmetten kardeşlerimiz(!)’ arkadaşların ellerini kollarını sallayarak
girmelerine izin vermişlerdir. Hani hep dillendirdikleri; Tayyip Amerikan ajanı,
bu son olan tüm olaylarda açılım, Ergenekon, kozmik baskınlar, ABD projesi ya… O
zaman adama sorarlar be hey hainnnn sen neden orda duruyorsun! O aldığın maaşı
zamanı geldiğinde ölmek için almadın mı? Burada görev yapmayacaksın da nerede
yapacaksın? Say ki senin dediğin gibi ABD emriyle oldu hatta ABD askeri bastı ne
değişir kimi kandırıyorsun sen ? Bu kadar yüksek eğitimi bu kadar büyük paraları
ben sana niye veriyorum?
Şu şekilde bir cevap vızıldıyor
kulağımda; ‘Bize o şekilde emir geldi.’
Aslanlar, yiğitler, bu işin sonu
ne! Kuzey Irak’ta Kürt Devleti kurulurken, çekiş güç peydah edilirken, kafaya
torba geçirilirken bu emri size kim veriyor. Bu kadar haşin emir komuta itaati
ne kadar güzel vay anasını... Bu haşin duruşu bir iki ‘çevik’ adam karşısında
niye göremiyoruz.
Getirilen izahat atılan
iftirandan daha acınacak durumda. Rezillik işi kaşıdıkça daha büyüyor.
Eğer devlete zeval verecek bir hareket yapılmışsa ve buna karşı hanım hanım
oturup seyretmişseniz kimsenin hainliğini ima etmeyin, çünkü durum sizin
dediğiniz gibi ise gerçekten acınacak durumdasınız.
Nasreddin hocanın hikâyesindeki
gibi bir soru ile bitirelim ki ayıbımız ve acınacak durumumuz kapansın. Hırsızın
hiç mi suçu yok?
Kardeşim hükümetle ilgili hiçbir
meselen yok mu?
Hımm kardeşlerim ülküdaşlarım,
ben tarafım, benim tarafım Resurullah’ın tarafı, benim tarafım, Mustafa Kemal’in
tarafı benim tarafım, Alparslan Türkeş’in tarafı. Ben hiçbir zaman İsrail’i
Kudüs’te yaptıkları için eleştirmedim. Moskova’yı Çeçenistan’daki
katliamlarından dolayı eleştirmedim. Ben Allah şahit hakkın tarafındayım. Herkes
kendi tarafının menfaatleri için mücadele edecek. Allah’ın vaadine imanımız
tamdır. Zafer mutlaka Müslüman Türk’ün olacak ama kimse bizim zekâmızla dalga
geçmesin, bizi dalga kıran olarak kullanmasın. Oynadıkları tiyatroda, hepsi
perde arkasında beraberler. Biz kızacaksak, bu tezgaha karşı ne halt ettiğimizi
düşünüp ağlayalım. Ağlayalım ki belki kalplerimiz yumuşar, secde ettiğimiz
nefislerimiz karşısında oyuncak olmayız.
Not: Yukarıdaki yazıda MHP ile
ilgili tüm eleştiriler gündemin sıkıntıları düşünülerek yazıdan çıkarılmıştır.
(Ertelenmiştir.)
Not 2: Karar vericiler ve
buyurucular alet oldukları bu tablo sebebiyle o Allah’ın aslanı özel
kuvvetlerdeki yiğitleri ne kadar incittiklerinin farkında değiller. Allah
korusun yarın bu vatan için can verecek kim var denildiği zaman büyük bir
sessizliğe hazır olmalıdırlar. Bedir’de, Mohaç’ta, Çanakkale deki ruh
incitilmekte, zaman yakınken herkes üzerine düşeni yapmalıdır.
Selam ve dualarımla.